Web sitemize hoşgeldiniz, 17 Haziran 2019

Solucan Gübresi Üzerine Bir Söyleşi-Solidem

Bizimbahce.net yöneticisi sayın Savaş Gönen beyin hazırlayıp sunduğu bu muhteşem söyleşiyi forum sayfalarında sunmuştuk. Diğer yorum ve görüşleri okumak için burayı tıklayabilirsiniz.

Bu sayfada yer alan röportaj bizimbahce.net adına Savaş Gönen tarafından yayınlanmıştır. Kaynak gösterilmeden konu ve resimlerin kullanılması yasaktır. Kaynak gösterilmesi durumunda yayınlanmasında mahsur yoktur. http://www.bizimbahce.net/bitkisel-uretim/bitki-yetistirme-ortamlari/roportajsolucan-gubresi-uzerine-bir-soylesi-solidem.htm

Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan

Röportaj: Solidem-Mehmet Aksoy ve Saadettin Başak ile Solucan Gübresi Üzerine Bir Söyleşi

Türkiye’de bir hayli gecikmiş de olsak, solucanların mucizevi değerini nihayet yavaş yavaş keşfetmeye başladık. Artarak devam eden bu keşif yolculuğumuza taze bir solukla devam ediyoruz. Bu defa gayretli insanlar karşımıza güzel şehir Burdur’da çıkıyor. Sayın Mehmet Aksoy ve sayın Saadettin Başak beylerle siz değerli forum üyeleri ve konuya ilgi duyan herkes için 27 Kasım 2010 tarihinde güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

Söyleşimizden bol fayda görmeniz ve yorumlarınızı burada bizlerle paylaşmanız dileğiyle…

 Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan

 Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan Solucan

Not: Sayın Aksoy ve sayın Başak’a bütün bir çalışma gününü bana ayırdıkları için özellikle teşekkür ediyorum.

Buyurun lütfen!

S.GÖNEN : Solidem nasıl ve neden kurulmuştur? Bu soruyla başlayalım ama ilk önce sizi tanıyalım biraz.

M.AKSOY : Ben elektrik teknisyeniyim. Burdur’da 20 yıl elektrik teknisyenliği yaptım. Daha sonra ekonomik kriz zamanında iflas ettim ve bir şirketin temsilcisi olarak Rusya’ya gönderildim. Rusya’da 12 yıl kaldıktan sonra tekrar geriye döndüm. Rusya’da kaldığım süre içinde Rusya’dan buraya ne getirebilirim diye düşündüm. Çünkü bazı şeylerde Rusların teknolojileri bayağı bir gelişmiş durumda; bazı konuların üzerinde ciddi olarak çalışmışlar. Araştırırken solucan gübresi ile tanıştım. Televizyonlarda sürekli olarak programları yayınlanıyor, herkesin evinde solucan kümesleri var diyeyim. Merak ettim, ne işe yarıyor, ne oluyor falan… Derinlemesine araştırınca bunun Türkiye için çok yararlı olacağını düşündüm. İşin ekonomik boyutundan çok çevreci boyutu benim dikkatimi çekti. Çünkü bir tane dünyamız var ve bunu yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bu arada ben kendimin, çocuklarımın ve torunlarımın daha yeşil bir dünyada, daha doğal ve sağlıklı bir dünyada yaşamasını istiyorum ki hepimizin de isteği budur herhalde! Bu açıdan olaya yaklaşınca; bir, bizim yok ettiklerimizi solucanlar bize geri veriyor. Bu çok hoşuma gitti. Artı bu daracık dünyamızı bizler için genişletiyorlar. Bizim çöp olarak ürettiklerimizi onlar yok ediyorlar. Bu da benim çok hoşuma gitti. Onların çıkardığı ürün, solucan gübresi de bizim çevrecilerin, hiç olmazsa çevremizi şu haliyle koruyalım dedikleri şeyi tersine çevirip daha ileriye götürdüğünü fark ettim. Böyle bir şeyin kesinlikle Türkiye’ye kazandırılmasının gerektiğine karar verdim.

Mehmet Aksoy
Saadettin Başak

S.GÖNEN   : Nasıl başladınız?

M.AKSOY   : Rusya’daki arkadaşlarım bana bu konuda çok yardımcı oldular ve bir valiz solucanla geldik Türkiye’ye. Arkadaşım bir valiz solucan getirdi Türkiye’ye ve onunla evde deneme üretimine başladım. Annem 73 yaşında, onu burada özellikle zikretmek istiyorum. İlkokul üçüncü sınıfa kadar okumuş, kulakları duymuyor, ancak çevre bilinci hepimizinkinden daha fazla. O solucanları beslemek için evdeki organik atıkları devamlı ayırmaya başladı. O atıkları kıyma makinesinden geçirip bahçedeki bir küvette hayvan gübresiyle karıştırıyordum. Bu şekilde başladım ve altı ay sonra solucanlar artık evde bakamayacağım kadar yüksek bir sayıya ulaştılar. Çok hızlı ürüyorlar. Bunun üzerine bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim. Bir çiftlik aradık, bulduk, kiraladık ve bu işe göre gereken düzenlemelerini yaptık. Daha sonra Rusya’dan teknik desteği aldım.

Tesis çalışanları: Resimlerde kurutma için ayrılan işlemden geçmiş gübre içerisinde kalan solucanları ayıklayıp tekrar yığına koyuyorlar.
Bebek solucanlar.

S.GÖNEN   : Solucanları Türkiye’ye getirmek sizin için kolay olmuş gibi…

M.AKSOY   : Hayır! O sıralar biz bakanlıkla çok uğraştık. Solucanları nasıl getirelim? Faturalarını kestirdik, bütün belgeleri hazırladık, paralarını ödedik. Bakanlık sonuç olarak izin vermedi. Solucanlardan gelebilecek hastalık korkusu nedeniyle. Bunun üzerine başka yollarla solucanları edindim. Yeni bir teknolojiyle, teknik desteği de alarak üretime başladık. 5 ay sonra da artık meyvelerini toplamaya başladık.

S.GÖNEN   : Rusya’dan nasıl bir teknik destek aldınız?

M.AKSOY   : Şimdi Türkiye’de bu işin 3 tane ekolu varsa Rusya’da 50 tane var. Her birisi de kendisinin en iyi olduğunu söylüyor. Biz bir tanesiyle önce anlaştık. Solucanları da onlardan alıp getirdik. Onların tariflerine göre işi yürüttük. Ama bu ilk sistem başarılı olmayınca şu anki sisteme döndük. Sağ olsun Prof. İgonin buraya geldi ve ilk kuruluşunu yaparak ilk solucanları kendi elleriyle yerleştirdi. Bütün aşamalarını teker teker gösterdi. Sonrası işte gördüğünüz gibi…

S.GÖNEN   : Solidem ne zaman kuruldu?

M.AKSOY   : Şirketi 2008 yılında kurduk. Başlangıçta gıda üzerine düşünüyorduk ama şimdi tarım ve hayvancılığı da ekledim şirkete. Şu anda bu işin sonunu hayal bile edemiyoruz.

S.GÖNEN   : Neden?

M.AKSOY   : Örneğin organik atıkları toplarken çıkan metan gazını, ki bu işi ileride havuzlarda yapmayı düşünüyoruz, biriktirip elektrik üretmeyi düşünüyoruz. Bunun gibi bir sürü projelerimiz var. Organik ürünler üretip bunu halka sunmak istiyoruz. Ayrıca saanen keçisi projemiz var. Tarlamızda yetiştireceğimiz organik ürünlerle beslenen keçilerimizin eti de sütü de organik olacaktır. Yılda 2 defa doğum yapıyor ve her seferinde 2-3 yavru bırakan bir süt keçisi. Çiftlik ortamında yetişebiliyor.

[
Mehmet Bey ve Saadattin Bey solucanlara verdikleri yemleri gösteriyorlar. Yemler dışarıda çürümeye bırakılmış durumdalar.

S.GÖNEN   : Projeleriniz güzel görünüyor. Umarım başarıyla sonuçlanır.

M.AKSOY   : Bazen Saadettin hocamla birlikte oturup hayal kurmaya başlıyoruz ve ondan sonra diyoruz ki, sonunu göremedik bugünlük vazgeçelim bir daha ki sefere devam ederiz.

S. BAŞAK   : Mehmet Beyin de bahsettiği gibi, oturup bazen hayal kuruyoruz. İnsan bir işe başladığında bir hayali vardır, işte en son nokta uçak alacağım, gemi alacağım. O gemiyi aldığı zaman onun hayalleri bitmiş demektir. Bizim de başlangıçta bir hayalimiz vardı ama gördük ki, bizim çok seneler sonrası için kurduğumuz hayal aradan üç beş ay geçtiğinde ulaşılması yakın bir hayal haline geliyor.  Bu defa başka bir hayal derken artık hayal kurmamaya karar verdik.

S.GÖNEN   : Nasıl olsa kendisi geliyor. Çok güzel! Başka ne gibi projeleriniz var örneğin?

M.AKSOY   : Atık toplama işini belediyelerle ortak olarak evlerde ayrıştırma şeklinde yapmak; okullarda konferans vermek; bu konularda Türkiye’de birkaç uzman hoca var, onları getirelim ve birebir köylülerle birkaç günlük toplantılar, kokteyller yapalım. En azından kullanmasalar bile bilmiş olsunlar solucan gübresi nedir. Ben Burdur’u seviyorum ve Burdur’un bir marka olmasını istiyorum. Belki afakî bir söylem ama başka şehirlerdeki üreticiler Burdur’da üretilen malı gördükleri zaman bunun kesinlikle solucan gübresiyle ve organik olarak yetiştirildiğini bilsinler istiyorum. Hatta şöyle bir projemiz de var, kendi markam altında Burdur’da yetişen tüm organik ürünlerin lisanslarını ben alayım, Burdur organik ürünü diye pazarlayayım. Bunu yaptığım zaman Burdur marka olacaktır.

S.GÖNEN :   Bu oldukça güzel bir istek.

M.AKSOY :   Çünkü Burdur Gölü havzasında bizler yaşıyoruz. Burdur’da besicilik korkunç bir boyuttadır. Onun atıkları maalesef yer altı sularına karışıyor. Bu durum Burdur Gölü Havzası Yönetim Planı’nda da belirtilmiştir. Ziraatla, tarımla uğraşılıyor. Kullanılan bütün zirai ilaç, kimyasal gübre… Bunlar da yer altı sularına karışıyor. Onları da biz içiyoruz. Yani bir taraftan kendi kendimize harakiri yapıyoruz diyebilirim. Bunun bir yerden sonra engellenmesi lazım. Eğer 1 metrekare toprak bile benim gübremle gübrelenir ve oradan yeraltına karışacak olan zararlı madde engellenirse ben amacıma ulaştım derim. Bu bin dönüm de olabilir, yüz bin dönüm de olabilir.

S. BAŞAK   : Düşündüğümüz projelerden bir diğeri ise eğitim üzerine. Eğer kendi binamızı kurarsak üst kata 40-50 kişilik bir tam teşekküllü konferans salonu hazırlayacağız.  Aynı zamanda öğrencim olan ziraat odası başkanıyla da sürekli görüşme halindeyiz. Ona diyeceğiz ki, bugün şu bölgeyi al getir onlar için bir eğitim programı düzenleyelim. Amacımız insanları bir şekilde eğitmek. Yine ziraat odasının bir projesi var; bir tır konteynırını sınıfa dönüştürüp köy köy dolaşmak şeklinde. Biz organik gübrenin önemini, onlar da kendi programlarını anlatacaklar.

Hazırlanan yemlerin içerisinde yer alan kaba ve sindirilemeyecek olan atıklar Mehmet Bey ve Saadettin Beyin kendilerinin yaptıkları bu eleklerle eleniyorlar.

M.AKSOY   : Yine bir diğer projemiz de, anahtar teslimi solucan gübresi çiftliği kurma işi. Gideceğiz, kuracağız, öğreteceğiz ve teslim edeceğiz.

S.GÖNEN   : Bu da güzel bir proje! Bu arada biraz da insanların tepkilerini sormak istiyorum. Burdur halkının solucan gübresi ile ilgili ilk tepkileri neler oldu?

M.AKSOY   : Deneme amaçlı olarak herkese ücretsiz olarak veriyoruz. Herkes olumlu bakıyor ama Türkiye’de yeni bir şeyi benimsetmek, her konuda olduğu gibi bu konuda da zor.

Kapalı mekanda yürütülen gübre üretim çalışmaları…

S.GÖNEN   : Bu konuda ne gibi zorluklar var?

M.AKSOY   : İlk sordukları şey, bize kaça mal olur? Biz fiyatını söylüyoruz, “Ooo, çok pahalıymış!” Peki diyorum, şunu hesap edin: %25-30 ürün artışı sağlarsınız. Ki bu Moskova Ziraat fakültesinin deney raporlarına göre çok çok alçak gönüllü bir rakamdır. Onların deney raporlarına göre sebzelerde 2 kat; Patates, soğan, sarımsak gibi yeraltında gelişen yumru bitkilerde 4 kat; maydanoz, dereotu, marul gibi yapraklı bitkilerde ise 10 kat artış sağlandığını bilimsel verilerle tespit etmişler. Bende raporları var. Ben bu rakamları söylemeye utanıyorum ve %25-30 artış var diyorum. Diğer yandan ürünün erken toplanması var, ürün pazara erken çıktığında daha pahalıya satılıyor. Bunları üst üste koydunuz zaman ne çıkıyor? Gübre parasının 3-4 katı çıkıyor. Eğer hâlâ ikna olmadıysa ben de şöyle konuşuyorum; bu sene tarlaya ne ekeceksin? Fasulye. Kaç ton kalkar? 10 ton. Ben gübreyi bedava veriyorum sana, ürün zamanı geldiği zaman, fazla ürettiğin ürünü bana vereceksin.

S.GÖNEN   : Güzel bir taktik!

M.AKSOY   : Evet, amaç insanlar alışsın. Buyurun hodri meydan! Sen gübreye para harcamayacak mısın? Kaldır onu. Ben sana gübreyi bedava vereyim ek tarlanı. Ha bu arada ürün organik oluyor, raf ömrü artıyor ve daha bir sürü yararı var, bunları saymıyorum. Sadece erken hasat ve ürün artışını ortaya koyduğumda, kâğıt üzerine döktüğünüz zaman kârı görürsünüz.

Üretilen gübrenin elendiği diğer bir eleme makinesi. Bu makine bir motora bağlanmış ve uygun devirde dönerek gübreyi istenilen şekilkde eleyerek son kullanıma hazırlıyor.

S. BAŞAK   : İnsanlar, tabi ki ilk başlangıçta yadırgıyorlar. “Solucan ne ki, gübresi ne olsun!” mantığı var. Bu nedenle başlangıçta insanların gözünde köyün delisi konumuna düştük ama kullanıldıkça ve ortaya bir şeyler çıktıkça, olaya çok daha sıcak bakmaya başladılar. Başımızdan geçen bir olayı anlatayım. Elektrikçi olduğumuz için genelde sondaj gibi işlerde müşteri portföyümüz köylü ağırlıklı veya tarımla uğraşan kesimdi. Gittiğimiz her yerde onlara biz solucan gübresini anlatıyoruz. Bu süreç zarfında devamlı yanımızda bulunan ve meyve ağaçları olan bir arkadaş, asla bana şuradan işte 5 kg gübre verin de ben bahçemdeki meyve ağacında deneyeyim, demedi. Bu arada daha önce iki avuç solucan gübresi verdiğim yaşlı bir teyze, gübreyi kullandıktan sonra bir dahaki gelişinde “Ya Saadettin verdiğin gübreyi 3 saksıya döktüm, saksıdaki bitkiler böyle şahlandı, diğerleri öksüz kaldı biraz daha ver de onlara da atayım” dedi ve gitti. O gittikten sonra yedi aydır beni dinlediği halde hiç talepte bulunmayan kişi hemen “bana da 20 kg var” dedi. 7 aydır anlattığım halde revaç görmeyen gübre bir anda o teyzenin anlatılarıyla ilgi gördü. Sonuç olarak, insanlar duyduklarına değil gördüklerine daha çok inanıyorlar. Biz de bu amaçla katı gübreden ufak deneme poşetleri, sıvı gübreden de küçük miktarda şişeler hazırladık. Önüme gelen herkese veriyorum.

S.GÖNEN   : Solucan gübresi üretimi Türkiye’de yepyeni bir alan. Bu işe ilk başladığınız zaman, gerek teknik olarak gerekse de bürokratik olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Bu işe bundan sonra girmeyi düşünecek olanlara ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz?

M.AKSOY   : Teknik olarak pek bir zorlukla karşılaşmadım ama ikinci kısmıyla çok fazla uğraştım ve hâlâ da devam eden savaşımların oldu. Yeni başlayacak olan kişilere ise önerim şu olacaktır; bir kere üretim yapacakları yeri, hammadde olarak hayvansal atıkların bol olduğu yerlerden tercih etsinler. Onun dışında bu işin zorluğu sabır ve çalışmaktır. Ancak teknik zorluk olarak şundan bahsedebilirim; bir ara neredeyse solucanların tamamını yok etmek üzereydik. Yanlış beslemeden dolayı… Rusya’ya soruyorum, bende böyle bir sorun var ne yapayım diyorum. İşte taze gübre ver dediler verdim ama solucanlar yine ölmeye devam ettiler. Sonunda yaşlı neslin tamamı öldü. Sadece kıl kurdu gibi incecik olanlar yaşamaya devam ettiler. Meğer yemi beğenmedikleri için yığından kaçıyor ve ölüyorlarmış. Bir de, teknik sayılabilecek bir diğer konu da, maddi bir beklenti olarak bize laboratuar desteği verilebilir belki. Burdur’da bir laboratuar yok. Analizler için bir numuneleri Antalya’ya gönderiyoruz. Her analiz aşağı yukarı 1000 liraya mal oluyor. Bunun dışında organik gübrede KDV çok yüksek, %18. Hiç olamayacak bir üründen %3 KDV alınırken böylesi yararlı bir üründen %18 KDV alınması alan açısından da bir maliyettir. Bir de ürün parası kadar nakliyat gideri var. Sanki bunun yayılmaması için gereken her şey yapılıyor. Devlet çiftçiye gübre desteği vereceğine KDV’yi kaldırsın!

S.GÖNEN   : “Bu işin zorluğu sabır ve çalışmaktır” dediniz, biraz bahsedebilir misiniz?

M.AKSOY   : Mesela biz bir gübreyi solucanların yiyebileceği hale getirebilmek için en az 10 defa karıştırıyoruz. Bu durum ya insan çalıştırarak, ya kendi gücünüzle ya da makinelerle halledilmesi gereken bir sorundur. Sabırla bekleyeceksiniz. Beklemeyi biliyor ve seviyorsanız, yeni bir şeyler yapmayı da istiyorsanız buyurun! Meydan bomboş.

S.GÖNEN   : Solucanlara yem olarak ne veriyorsunuz?

M.AKSOY   : Hayvan gübresi ve organik atıklar. Çürüyebilen her şey yani! Kâğıt, ağaç yaprağı ve dalları, tabi talaş şeklinde, tüm sebze ve meyve atıkları… Çürüyebildiği sürece aklınıza gelen her şeyi yiyebiliyorlar. Bahçelerdeki çim atıkları, otlar… Belediyelerin park ve bahçelerindeki tüm çimenleri örneğin bize geliyor. Karıştırıyoruz ve solucanlara yem olarak veriyoruz.

Çevredeki evlerden gelen atıklar, ağaç yaprakları, çim atıkları, sebze hali atıkları…

S. BAŞAK   : Bu arada şunu belirtmek gerekir ki, hayvan gübresinin yanması demek aslında gübrenin tamamen ölmesi demektir. Oysa olması gereken çürütülmesidir. Bu sayede gübrenin içindeki faydalı kısım ölmüyor. Bu anlamda bizim için gerekli olan çürümedir. Yanma gerçekleştiği zaman içerikteki organik madde oranı düşüyor. Diğer taraftan eğer normal hayvan gübresini bahçeye atarsanız aşırı bir otlanma meydana gelir. Tavuk gübresini atarsanız kokusu vardır, çok kuvvetli olduğu için bitkiye zararlıdır. Solucan gübresini ise miktar olarak ne kadar verirseniz verin asla bitkiye zarar vermez ve ayrıca bana göre çiftçi için en önemli tarafı da yaban otu olayı hemen hemen sıfırdır. Bunun nedeni de onlara verilen yemi tamamen tüketmeleridir. Elde edilen gübrede çimlenmeye müsait tohum kalmıyor.

S.GÖNEN   : Park ve bahçelerdeki çimleri yem olarak kullandığınızı belirtiniz. Yol kenarında yetiştirilen ürünlerle beslenen çocukların, araba egzozlarından çıkan ve bitkiye nüfuz eden kurşun nedeniyle ileri yaşlarda şiddete daha eğilimli olduğu konusunda bazı araştırmalar var. Acaba solucanlar park ve bahçelerdeki çimlerde var olan kurşunu da sindirebiliyorlar mı?

M.AKSOY   : Solucanlar ağır metalleri yok edebiliyorlar. Nükleer reaktörlerden çıkan atıkları da ortadan kaldırabiliyorlar.

Yığının en üstüne taze yem konduktan sonra bu ölçü çubuğu sayesinde yeni yemin ne zaman konacağı tespit ediliyor.


Bu straforlarla kış aylarında havalar çok soğuduğu zaman yığınlar kapatılarak ısı kaybı engelleniyor.

S. BAŞAK   : Bu konuda solucanların ne yapabilecekleri ile ilgili yapılan araştırmalar göstermektedir ki, 10 milyon solucan yılda 500 lt atom santrallerinin etrafındaki radyoaktif karışımlı atık suyu imha edebiliyor. Öyle ki bu ağır su doğaya bırakılmaz. İzoleli kaplarda muhafaza edilmesi gerekir. Ancak solucanların bunu ortadan kaldırdığı kesinlikle tespit edilmiştir. Bunlar Moskova Üniversitesinin verdiği veriler. Bir diğeri de, Kazakistan’da, Rusya’nın komünizm döneminde ağır metal ve silah sanayisinin olduğu yerde meydana gelen topraktaki ağır metal kirlenmesini solucanlarla bertaraf etme çalışmaları var…

M.AKSOY   : Solucan gübresi alıp oradaki toprakları tarıma elverişli hale getirdiler.

S. BAŞAK   : Onun için yol kenarlarındaki kurşun içeriği bu işin yanında çerez kalıyor.

S.GÖNEN   : Amerika’da 21 yıldır solucan gübresi üretimini lisanslı olarak gerçekleştiren bir tanıdığım var. Bazen takıldığım konularda kendisine sorularımı soruyorum. Ona sorduğum sorulardan birisi de kanatlı hayvan dışkısının, örneğin güvercin dışkısının solucanlar için yem olarak kullanılıp kullanılamayacağıydı. Bilindiği üzere güvercin gübresi oldukça kuvvetli ve aynı zamanda tuzlu bir gübredir. Kendisi bana, yem olarak güvercin gübresinin kullanmamı tavsiye etmedi. Neden olarak da kanatlı hayvan bağırsaklarında yer alan bakterilerin zararlı olabileceği idi. Solucanlar bu zararlı bakterileri elimine edemeyebilirmiş. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz.

M.AKSOY   : Bizim çalışmalarımızda, daha doğrusu hedeflerimizden birisi diyeyim, Burdur’un kanalizasyonunu arıtma sistemi var.

Yığınlara bir taraftan yeni yem verilirken, diğer taraftan biten gübre alınıyor. Bu arada gübreden süzülen değerli sıvı da ayrıca toplanıyor. Biten gübrenin kesilip alındığı yer bir iplik çekilerek belirlenmiş. Son fotoğrafta yığından süzülen sıvı görülüyor.

S. BAŞAK   : Orada çıkan atıklara posa veya çamur diyorlar. Suyunu alıyorlar posası kalıyor.

S.GÖNEN   : İçerisinde deterjan atıklarından zehirli kimyasallara kadar her şey var…

M.AKSOY   : Her şey var, evet ama biz onları yok etmeye talibiz. Kalite olarak solucan gübresi sadece hayvan gübresinden eldi edildiğinde yeterince kaliteli değil. Bu nedenle hayvan gübresi farklı karışımlarla birlikte solucanlara verilerek değeri yükseltilebilir. Ancak en düşük haliyle bile toprağa 50% daha fazla içerik veriyor. Gübre olmasa da iyi bir humuslu çiçek toprağı olarak kullanılabilir.

S. BAŞAK   : Bataklıklardan elde edilen çiçek toprağı vardır…

S.GÖNEN   : Torf mu?

S. BAŞAK   : Evet torf. Rusya’dan gelen hocanın bize söylediği torf iyi bir topraktır. Çiçekçiler veya seracılar fidelemede kullanır. Solucan gübresi torfun en az 10 misli daha kuvvetli olacak.

S.GÖNEN   : Ki bazen torftan kaynaklanan çeşitli bitki hastalıkları da olabilmekte…

S. BAŞAK   : Evet, doğrudur.



Toplanan sıvı kaplarda biriktiriliyor.

M.AKSOY   : Hayvansal gübreler arasında kalite olarak bir sırlama yaparsak, birinci sırada at gübresi, ikinci sırada küçükbaş hayvan gübresi geliyor, üçüncü sırada büyükbaş hayvan gübresi ve dördüncü sırada kanatlı hayvan gübresi geliyor. En sonunda da insan dışkısı geliyor. Bunların hepsi de yok edilebiliyor. Ancak bunlar solucanlara verilirken değişik oranlarda verilmelidir ki solucanlar için zararlı olmasınlar. Yani özetle bunun teknolojisi var.

S.GÖNEN   : Sonuçta dönüştürülemeyecek hiçbir şey yok.

M.AKSOY   : Kesinlikle! Dönüştürülemeyecek hiçbir şey yok!

S. BAŞAK   : Asitli olması nedeniyle kanatlı hayvan atıklarını direk vermeyi düşünmüyoruz…

M.AKSOY   : Benim bütün derdim çevreye zarar verebilecek her şeyin yok edilmesi.

S. BAŞAK   : Ne yapacağız? Özel karışımlar düzenleyeceğiz. Örneğin bir veya üç ölçü hayvan gübresi olacaksa bir ölçü de diğerinden gibi. Bu anlamda deneme üniteleri düzenlenip elde edilen çıktıların ayrı ayrı analiz raporları alınabilir.

Yine Mehmet Bey ve Saadettin Beyin kendileri tarafından yapılan kırma makinesi.

M.AKSOY   : Ayrıca Rusçada “staratel” denilen bu “gayretli” solucanların bir özelliği var. Her türlü yeme adapte olabiliyorlar. Yetişkin nesil ölüyor ve yeni nesil uyum sağlamış olarak devam ediyor. Bu nedenle yeni bir yem vermeden önce, 50-60 solucan alıp bu önce bu solucanlara veriyoruz. Eğer beğenirlerse içinde kalıyorlar; beğenmezlerse de hemen dışına kaçıyorlar. O zaman ne yapıyoruz, beğeninceye kadar yeni karılımlar hazırlıyoruz.

S.GÖNEN   : İlk gübre üretimi sonrası ürün elde ettikten sonra, bitki üretimi açısından ne gibi sonuçlar elde ettiniz? İlk dikkatinizi çeken şey ne oldu?

M.AKSOY   : Üründe ne gördüm? Tadı ve kokusu benim ilk dikkatimi çeken şey oldu. Ürünün tadı ve kokusu tamamen değişiyor. Domates yiyorsanız domates gibi kokuyor. Çilek yiyorsanız gerçek bir çilek kokusu ve tadı alıyorsunuz. Çilek genelde hormonlarla ve hızlı bir şekilde yetiştirilir ve pek bir tadı olmaz ama bizim bahçemizde yetişen çilek gerçekten sulu ve tatlı, değişik bir ürün oluyor. Artı, bizim pek vaktimiz olmadığı için ürünü toplayıp bir kenara koyuyoruz ve aklımıza geldiği zaman yiyoruz. Bir bakıyorsunuz ki, bir hafta on gün geçmiş ama çilek hâlâ ilk günkü tazeliğini koruyor. Çünkü raf ömrü uzuyor. Bitkinin dayanıklılığı artıyor.

S.BAŞAK   : Burada bir arkadaşımız evindeki Afrika menekşesinde solucan gübresini kullandı. Çiçek mükemmel oldu. Ben Afrika menekşesi hastasıyım. Öğretmenliğim sırasında yüzlerce saksı menekşem vardı. Öğrenciler, öğretmen arkadaşlar benim menekşelerden alıp evlerine götürürlerdi. Çok iyi tanıdığım bir bitki. Normalde kış aylarında çiçek açmaz. Baharda, hiç olmazsa güneşin biraz bol olduğu dönemde çiçeklenmeye geçer ama Şubat sonunda arkadaşın evine gittiğimde saksıdaki çiçek sayısı yaprak sayısından fazlaydı. Dolayısıyla üreticiler bu ürünü kullanmaya başladıkları takdirde farkı bizzat yaşıyorlar. Yine aynı şekilde yoncaya veren bir ziraat mühendisi vardı. Bu konuya merak salanlardan birisi… Yoncanın yapraklarındaki damarsal yapının daha canlı olduğunu, rengin daha koyuya döndüğünü ve yapraklarda irileşmenin meydana geldiğini anlattı. Şimdi bu açıdan baktığımızda, hormonlarla desteklenmiş, kimyasal gübreyle beslenmiş ürünlerin sadece albenisi var. Çok güzel, üzerinde hiçbir leke yok domatesin ama tadına baktığımız zaman hiçbir şeye benzemiyor. Domates yiyip yemediğinizi anlayamıyorsunuz. Biz bahçemizde ilk üretim yaparken bir deneme yaptık. O da sadece fiziksel anlamda bitkide nasıl bir farklılık yaratıyor diye. İki saksıdan birinde solucan gübresi kullanarak, diğerinde de normal hazırlanmış toprak kullanarak domates fideleri ekimi yaptık. Bir süre sonra solucan gübreli olan 45 cm’ye erişti. Saksıda durmayacak diye götürüp bahçeye ektik. Bütün komşular bakarken tuhaf oluyorlar. Diğerlerinden önce çiçek açtı ve domates verdi. Hatırladığım kadarıyla bizim bu yörenin Yıldız domatesiydi. Şekil olarak pek bir albenisi yok ama diğer domateslerle özellikle mukayese ederek kestik yedik, damak ve ağızda bıraktığı tat anlamında inanılmayacak boyutlarda fark var.

S.GÖNEN   : Doğrudan tarımsal üretimle ilgili bir meslek grubundan gelmiyorsunuz ama şu an itibariyle organik tarım girdisi olan organik gübre üretimi yapıyorsunuz. Bu anlamda bakarsak, Türkiye’deki tarım politikaları ve üretici bilinci hakkında neler söyleyebilirsiniz?

M.AKSOY   : Ben bana gelen çevremdeki çiftçiler üzerinden tanıdığım kadarıyla bu konuda konuşabilirim. Bir kere biz neredeyse petrol faturası kadar kimyasal gübre faturası ödüyoruz yurtdışına. Bunun hiçbir yerde sözü geçmiyor. Neden? Çünkü para kazanan bir sürü insan var. Bunların işinin bozulmaması için belki üst katmanlarda, bakanlık düzeyinde, bu tip organik üretimlere sıcak bakılmıyor. Oysa tam tersine bakanlığın çiftçiyi, üreticiyi yönlendirmesi lazım. Ben bir şey soracağım zaman, bu işin uzmanı kim, bakanlık deyip oraya gitmeliyim. Bu işin maalesef Türkiye’de bir bilim dalı bile yok. Araştırdım sadece ders olarak okutulup geçiliyormuş. Solucan gübresi var, tamam bitti. Ancak bir kere tamamen doğal olan tek gübre solucan gübresidir. Diğer organik gübreler genelde kimyasal karışımlıdır. Bize de aynı şeyi söylediler, bunun içine kimyasal karıştırın, şunlar olsun. Ben kesinlikle yapmayacağım dedim. Bakanlıktan hiç izin alamasam bile ben bu işi yapacağım, kullanan nasıl olsa gelecek benden isteyecek ama ben her şeyin yasal olmasını istedim ve hâlâ da uğraşıyorum. Devletin tarım politikasına gelince, devletin çiftçiye para desteği vermesine kesinlikle karşıyım. Para desteği yapacağına, gübre desteği yapsın, eğitim desteği yapsın. Bilinçlendirme yapsın, alternatif olarak başka ne üretimi yapılabilir? Bunları getirsin. Neden insanları tembelliğe itiyoruz? Bizim insanımız çalışmayı sever aslında.

S.GÖNEN   : Ancak tarlalarını ekmediği için çiftçiye para veriyor devlet.

M.AKSOY   : Evet, ekmediği için para veriyor. Çiftçi düşünüyor, ne değişecek diye. Öylede para geliyor böylede. Öbür türlü işi yağmura Allah’a kalıyor, ama bu şeklide devlet garanti nasılsa veriyor parayı. Niye ben uğraşayım ki? Hep tembelliğe alıştırıyorlar. Yeni nesil belki tarımla hiç uğraşmayacak. Ondan sonraki nesil tarlaları başka şeylere dönüştürecek. Sonra da biz gıda maddelerini yurtdışından ithal etmek zorunda kalacağız.

Biten gübreler son kullanıma hazırlanmak için, fazla nemini almak üzere açık havada güneşte kurutuluyor.

S.GÖNEN   : Onlar da hibrit, GDO ürünleri olacaklar.

M.AKSOY   : Evet.

S.BAŞAK   : Ben bir ekleme yapayım. Yukarıda bahsettiğim, solucan gübresini yoncaya uygulayan ziraat mühendisi gübreyi kullandıktan sonra, içerisinde şimdi adı aklıma gelmeyen bir maddenin eksik olduğunu belirtmişti. Bunu ilave edelim, dedi. Benim ona söylediğim şey şuydu: Şeker ve tuzu kimyasal olarak gördüğümüzden dolayı bizim gübrede bunlardan bile yok, dolayısıyla hazır olarak laboratuarda elde edilmiş olan bir kimyasalı bir çay kaşığı bile katmak benim işime gelmez. Ancak bu madde doğada herhangi bir bitkide varsa, araştıralım ve o bitkiyi solucanlara yem olarak verelim.

S.GÖNEN   : Sayın Aksoy, az önce kimyasal gübreler konusunda “para kazanan bir sürü insan var. Bunların işinin bozulmaması için” devletin organik gübre üretimine sıcak bakmadığından bahsettiniz. Baktığımız zaman, kimyasal gübre üretici ve satıcıları her türlü taktiği kullanarak gübrelerini övüyor ve sağlıklı olduğunu söylüyorlar. Acaba bu konuda yeterince denetim yok mu? Bu manada bir serbest piyasa mantığı doğru mudur?

Çalışanlar tarafından kurutma işi yapılırken.

Saadettin Bey kurumakta olan gübrenin nemini kontrol ediyor…

M.AKSOY   : Bakın size çarpıcı bir örnek vereyim, ben ürünüm için evraklarda “doğal organik katı gübre” yazdığımdan dolayı bakanlık etiketime onay vermedi. Belgesini gösterebilirim size. Sonuçta kapitalizmin en temel aracı reklamdır. Öyle abartırsın ki insanlar en azından almış olmak için alır onu. Hiç ciklet çiğnemeyen adam bile ciklet çiğneme ihtiyacı duyar.

S.GÖNEN   : Buradan şu soruyu sormak istiyorum, kimyasal gübre satıcıları kendilerine muazzam bir pazar yaratmışlar. Acaba onların yarattığı bir karşı duruş, direnç var mıdır?

M.AKSOY   : Muazzam bir koruma ruhu içindeler. Onlar bu işe girmezler, çünkü çok kârlı değil. Fakat makineleri koyarsın, kimyasalları doldurursun, korkunç para kazanırsın. Onlar için o malın gördüğü iş önemli değil.

S.GÖNEN   : Peki bu piyasanın içersinde bir solucan gübresi üreticisi olarak kendiniz için nasıl bir gelecek görüyorsunuz?

M.AKSOY   : Bir kere, en azından entelektüel kesimde bir doğala dönüş var. Organik ürünlerde, kullandıkları plastiklerde… Ama diğer taraftan da kullanılmayan teknolojileri de bizim gibi geri bıraktırılmış ülkelere satılıyor. Bunu nasıl yok edersin ya da buna nasıl bir egemenlik sağlarsın? Karşı tarafı bir şekilde bağımlı yaptığın zaman egemen olursun. Dediğim gibi, kimyasal gübrelere petrole verdiğimiz kadar para veriyoruz. Bu anlamda müthiş karteller oluşmuş. Bu organik gübreleri İsrail, Amerika, Rusya, Avrupa üretiyor ve kullanıyor ama Türkiye’de neredeyse yasak gibi bir şey.

S.BAŞAK   : İsrail örneğin gübresini dışarıya satmıyor, solucanı dışarı çıkartmıyor. Dışarıya ürünü hibrit olarak veriyor.

M.AKSOY   : Biraz kaba bir tabir olacak ama bir yerden sonra bu durum biraz da bizim salaklığımızdır. Neden onlar gibi olmayayım diye bir derdimiz hiç yok. Devlet her türlü desteği veriyor, tamam ama doğal ürünlerin üretimini de teşvik etmeli.

S.GÖNEN   : Peki neden böyle dertlerimiz yok? Neden etkin bir girişimcilik ruhumuz yok? Örneğin dünya 50 yıldır bu işle uğraşırken biz şu ana kadar neredeydik?

M.AKSOY   : Biz uyumaya ve uyutulmaya alıştırılmışız Savaş Bey. Bugün köy kahvelerine gidin, herkes oturur. Ya da mahalle kahvelerini alın. İnsanların bir şeyleri okumaya dahi istekleri olmaz mı? Biz olayın bütününü görmekten korkuyoruz. Geniş pencereden bakmaya korkuyoruz. Bir yerde okumuştum, insanların yedikleri kişiliklerini oluşturur diye. Biz de çok yediğimiz için, koyun gibi insanlar olmuşuz. Rusya’dan geleli 3 yıl oldu ve hep yeni bir şeyler yapmaya gayret ettim. Ama insanlarımız geleneklerine çok bağlı.

Kış yaklaşmasına rağmen hâlâ yeşil kalan ve açmaya devam eden bir çiçek…

Diğer ağaçlar çoktan yaprak dökerken gübreye yakın olanbu ağaç henüz tek tük de olsa yapraklı…

Mevsimi olmadığı halde çiçek açmaya devam eden çilek ve pepino…

S.GÖNEN   : Bazen şunu düşünüyorum, incelenecek o kadar çok konu var ki, herhalde ziraat fakültesi öğrencilerinin “ben tez konusu olarak neyi seçeyim?” diye bir sıkıntıya düşmemesi gerek. Ancak, internette şöyle bir gezindiğim zaman, Türkçe yapılmış tek bir çalışma göremiyorum. Tamam, Türkiye’de internet demek Facebook demek, çünkü dünya dördüncüsü olmuşuz ama yabancı internet sitelerine baktığımızda milyonlarca sayfa karşımıza çıkıyor. Gerçi pek bir sıkıntı duymamamız gerek, ne de olsa ana dilimiz İngilizce olduğu için… Bu açıdan sıradan bir kişinin solucan gübresi ile ilgili internette bir şeyler araştırıp yayınlamaması normal karşılanabilir; fakat ziraat fakültesi öğrencileri ve akademisyenleri neden bu kadar ilgisiz? Akademisyenlerin İngilizce bildikleri de aşikâr. Siz ve Türkiye’de bu işin yapan diğer iki kişi meslek olarak tarım kökenli değilsiniz ama bu işe teşebbüs etmişsiniz. Peki, akademisyenleri en azından araştırma bazında engelleyen bir şeyler mi var sizce?

M.AKSOY   : Evet var. Onlar politika ile uğraşmayı bilimle uğraşmaktan daha çok seviyorlar. Bu yüzden de, belki abartılı bir laf olacak ama Cumhuriyet’in ilanından bu yana dünya çapında bulduğumuz hiçbir şey yok. Dünyaya ‘bu Türklerin icadıdır’ dedirtebileceğimiz hiçbir şey yok. Bu gübreyi bile biz, nasıl yurt dışından getirtip de üretebiliriz diye düşünüyoruz. Fasonculuğa alışmışız. Bir şeyleri birileri yapsın… Biz kopyalamayı çok seviyoruz.

S.GÖNEN   : Onu da tam yapabildiğimiz söylenemez gerçi…

M.AKSOY   : Bu anlamda dünyada Çin’den sonra ikinciyiz. Örneğin bizim projelerimizden bir tanesi de şudur; bize en yakın Antalya ve Isparta ziraat fakülteleri var. Bunlarla görüşelim, ücretsiz gübre verelim, onlar da elde ettikleri sonuçları bir raporla bize versinler. Düşüncemiz bu ama sıcak mı, soğuk mu bakarlar bilemiyoruz. Gidince öğreneceğiz. Ali Nazmi Bey yıllardır bu işin içinde; keşke ona gidip de şunu demiş olsalardı; bu işe biz de bir el atalım, şu solucanların türünü nasıl daha iyileştirebiliriz, daha çok üretim yapar hale nasıl getirebiliriz?

S.GÖNEN   : Bu ülke koşullarına nasıl adapte edebiliriz?

M.AKSOY   : Evet! Nasıl adapte edebiliriz, diye bunun çalışmasını yapsalar ama yok öyle bir şey. Solucan gübresi dedin mi…

Açlıktan ölmek üzere iken tesise misafir olan ve artık tesisin bir parçası haline gelen ZİLLİ…

S.GÖNEN   : İşler sanki biraz kara düzen gidiyor gibi.

M.AKSOY   : Evet!

S. BAŞAK   : 4 ay evvel Konya’da bir elemanımızla beraber tarım fuarına katıldık. Orada bizim amacımız tarım ne durumda, gübre ve ekipman olarak neler var, bunları öğrenmekti. Dolaştık. Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerinin bir reyonu vardı. Öğrenciler duruyordu başında. Yaklaştım, dedim ki, “Solucan gübresi diye bir şey varmış, siz biliyor musunuz?” Çocuklar bir anda şöyle bir dondu kaldı. “Hemen hocamızı çağıralım” dediler. Genç bir hocayı çağırdılar. Solucan gübresiyle ilgili bilgi almak istediğimi söyledim, hani ne biliyorlar. Sonuçta ziraat fakültesi… “Hocalarımız bahsettiler ama bu konuda bir araştırma yok” dediler. Ben de “tahmin etmiştim. Biz bu işi yapıyoruz” diyerek onlara, elimizde bulunan ve bu işi ilk yapmaya başladığımız zamandan kalma iptidai dokümanları verdim. Arkasından bana şu söylendi, “eğer üniversitede konferans gibi bir şey yaparsak gelip bizi aydınlatır mısınız?” “Biz zaten bunun için geldik buraya, öyle bir çalışma olursa geliriz” dedim ben de. Bunu diyen doktorasını yazacak olan bir gençti ve “Ben bunu doktora konusu olarak seçebilir miyim?” dedi ardından. Tabi ki, neden olmasın? Ben elektrik öğretmeniyim, Mehmet bey ise elektrik teknisyeni. Böyleyken bizim için cazip geldiyse, sizin ana konunuz ve siz bu konuyu daha detaylı incelemek durumundasınız.

S.GÖNEN   : Yani üniversite tarafında bir kıpırdanma var.S. BAŞAK   : Diğer taraftan burada ilk olarak gübre üreticileri ve daha sonra pancar kooperatifine gittik. Orada şunu sordum, “Eğer üyelerinize solucan gübresi satmak isterseniz bizden ne tür belgeler istersiniz?” Çünkü onlar örneğin pancar üreticilerinin her türlü ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Yetkili olan kişi önce bir tepkili davrandı. Sonra tepkisini anlatınca haklı buldum. Biraz evvel sormuştunuz, köylüler bu konuda, belki kaba bir tabir olacak ama bu işi yapanlar tarafından hep sağılacak inek olarak görünmüşler. Bu nedenle oradaki mühendis “ben köylümüzü bu tür konularda yem etmemeyi amaçlıyorum” dedi. Zaten bizim bununla ilgili bir sıkıntımız yok. Biz sadece ne tür evraklar isteniyor onu öğrenmek istiyoruz. “Tamam hocam, sen bunları iyice detaylandır sonra yine görüşelim” dedi. Ben bir ha uğramadım yanına. Çünkü onların tersine, bizim zaman zaman ürün verdiğimiz genç üreticiler veya hiç ummadığımız bir şekilde bazı yaşlı üreticiler bu işin mantığını bir anda kavrıyorlar. Ancak onlar pek ilgili değiller.


Yemeğe gitmek üzere tesisten ayrıldıktan kısa bir sonra yol kenarında duruyoruz. Saadettin bey solucan gübresi ile beslenmiş çim alanı gösteriyor. Solucan gübresi verilmiş olan alan daha koyu ve sıkı.


Bunlar da, hemen az ileride solucan gübresi olmadan yetişen çimler. Kel alanlar açıkça görülüyor.

S.GÖNEN   : Bu arada farklı bir konuya geçerek, önümüzde hazır bir yurtdışı tecrübesi örneği varken şunu sormak isterim. Bu işler Rusya’da nasıl yürüyor. Oradaki durum nedir?

M.AKSOY   : Korkunç bir devlet desteği var. Ayrıca sadece Rusya ile sınırlı kalmayıp, eski Rus Cumhuriyetlerinden katılımcıların gelmesi ve inceleme yapmalarına da imkân veriliyor. Onlarda yararlansın istiyor ve teknoloji satıyorlar. Halk kendi balkonlarında kendi solucan gübresini üretiyor. Dolayısıyla Rusya’da organik atık miktarı neredeyse minimum düzeydedir. Herkes biliyor, kullanıyor ve memnun.

S. BAŞAK   : Bunda en büyük faktör de devletin bu işe ayırdığı katkıdır. Özel şirketler vasıtasıyla bu işi yapmak isteyenleri eğitiyor, onlara solucan temin ediyor. Devlet orada bir öncü durumundadır. Bizde ise tahmin edersiniz artık…

M.AKSOY   : Biz daha hiçbir bankadan veya KOSGEB’den 1 lira olsun kredi almadık.

S.GÖNEN   : Belki kredi alsaydınız bugünü de göremeyebilirdiniz.

M.AKSOY   : Onun dışında hiç kimseden destek de istemedik. Kendi çabamızla, kendi yağımızda bu işi buraya kadar getirdik.

S.GÖNEN   : Ama en azında ortaya koyduğunuz sonuçlarla, elde ettiğiniz tecrübelerle yeni başlayanlara ciddi destek olacaksınız. Birileri sizi örnek alabilecek.

M.AKSOY   : Bu tür bilgiler aslında birer ticari sırdır ama biz açığız. Merak eden, öğrenmek isteyenler oluyor. Bazen internetten olsun, telefondan olsun sorular geliyor. Bilmek istenilen her şeyi her zaman paylaşmaya hazırım. Bence bilgi paylaşılmadığı sürece insana yüktür. Hz. Mevlana söylemiş, kitap taşıyan eşek olmak istemiyorum. Şu anda solucan satamıyorum ama ileride isteyen arkadaş gelsin bir poşet alsın evinde, bahçesinde o da uğraşsın.

S. BAŞAK   : Türkiye gibi bu anlamda zengin imkânlara sahip bir ülke niye Avrupa ve dünyanın organik gübre üretim merkezi olmasın? Niye insanlarımız organik ürün yemesin? Kimyasal ilaç ve gübrelerle, hormonlarla yetiştirilmiş besinleri niye yiyelim? İnsanlara olabildiğince destek vermek lazım. Çünkü bu sektör çok geniş… Bizim gibi yüzlerce, beki binlerce insanı barındırabilir. Çünkü Türkiye bir tarım ülkesidir.

S.GÖNEN   : Üretimde kullandığınız solucan türü nedir?

M.AKSOY   : Bizim solucanlarımız Esenia Foetida türünün Rusya’ya özgü bir türle birleşmesinden türemiş olan bir türdür. Türkçede “Gayretli” diyebileceğimiz “Staratel” denilen bir tür. Rusya’da yılın yarısı kar altında geçiyor. Bizim Burdur’u tercih etme nedenimiz de Burdur’un da soğuk bir yer olmasıdır. Rusya’dan gelen bu solucanlar buraya kısa sürede adapte oldular.

S.GÖNEN   : Daha sonraki zamanlarda solucan satışı yapacaksınız. Bu durumda Türkiye’nin farklı yerlerine uyum sorunu olmayacak mı?

M.AKSOY   : Genç nesil kesinlikle adapte olur ama yaşlı nesli feda etmeleri gerekecektir.

S.GÖNEN   : Son olarak belirtmek istediğiniz, paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı?

M.AKSOY :   Size başarılar diliyorum.

S.GÖNEN   : Sayın Aksoy ve Sayın Başak sizlere teşekkür ediyorum. Bu yoğun temponuz içinde hemen hemen bütün bir gününüzü bana ayırdınız. Öyle umuyorum ki, bu röportajı okuyacak olan herkes en az benim kadar bu söyleşiden zevk alacak, paylaştığınız bilgilerden faydalanacaklardır. Yeni projelerinizle bir başka söyleşide buluşmak üzere, tekrar teşekkür ediyorum.

M.AKSOY   : Biz teşekkür ederiz.

S. BAŞAK   : Biz teşekkür ederiz.

[

URL=http://www.bizimbahce.net][/URL]


Söyleşi sonrası Saadettin Bey beni bir deneme serasına götürdü. Yukarıda gördüğünüz marul tarlası sıvı solucan gübresi ile yapraktan gübrelenmiş. Bu sera, sahibinin bir yakının sağlık sorunları nedeniyle vaktinden geç ve olması gerekenden sık ekilmiş, sulama düzensizliğine maruz kalmış olan bir sera. Ancak buna rağmen, marulların yaprakları daha kalın, daha yeşil ve toplu.


Daha sonra zamanında ve yeterince seyrek ekilmiş, sulaması doğru ve zamanında yapılmış, ancak solucan gübresi kullanılmamış olan bir başka seraya gidiyoruz. Bu seradaki marulların daha ince yaprakların daha dağınık ve farklı tonlarda renklere sahip olduğu hemen göze çarpıyor.


Seralardan ayrılırken Saadettin bey ve bize eşlik eden ziraat odası başkanı kendileriyle birlikte bir kaç taze marul alıyorlar.
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

  1. Argesol diyor ki:

    Açıklamalarınız oldukça mantıklı. Teşekkür eder, başarılar dileriz.

  2. HAKSOL diyor ki:

    Herkes bir şekilde ülke için çalışıp çabalayacak. Ondan sonra Allah’a tevekkül edecek

  3. ÇANAKKALE SOLUCAN GÜBRESİ diyor ki:

    Herşeyden önce sosyal sorumluluğumuzdur topraklarımızı zehirden kurtarmak.Gelecek nesillerimizin domatesin,biberin,salatalığın gerçek tadını alabilmesi için hep birlikte kimyasal gübreden kurtulmamız gerekmektedir.

  4. Ekolojik diyor ki:

    çok güzel bir girişim, umarım ülke geneline yayılır ve herkes organik ürün tüketme fırsatı yakalar.

  5. Barış Özhan diyor ki:

    Merhabalar, Kocaeli/ Darıca ilçesinde safkan kırmızı kaliforniya solucanı ve solucan gübresi üretimi yapmaktayız. Evinizde çiçeklerinize ve organik meyve sebzelerinize kullanmak için Hobi amaçlı ve ticari üretim şeklinde düşünen girişimcilere üretimin her safhasında destek olmaktayız. Tesisimizi ziyaret edebilir yada arayabilirsiniz. 0 506 148 9156

  6. marmarasol diyor ki:

    Güzel bir söyleşi ve bilgilendirme olmuş. Umarım bu üretimi biz solucan yetiştiren firmalar olarak ülkemize yaygınlaştırıp ülkemizin eski verimli topraklarını geri getirmiş olacağız.

  7. nezaket diyor ki:

    neden bahçeden topladığımız solucanlar değil.onlar bizim için yıllardır toprakta çalışmıyorlarmı.kaliforniya solucanı en ucuz fiyata nereden satın alabilirim.150 solucan satın alsam 8haftada nekadar solucan gübresi üretebilirim.üretiğimiz gübreyi nasıl nereye satabilirim.bahçeden 2000 kadar solucanla denemeye başladım.cevaplandırırsanız sevinirim saygılarımla

  8. nezaket diyor ki:

    solucan gübresini bahceden topladığımız solucanlarla da yapabilirmiyim

  9. Fahmettin diyor ki:

    Kurtuluş mücadelemizdeki çoban ateşleri…

  10. hakan özkan diyor ki:

    ger çekten çok faydalı çalışmalar bunu mutlaka ülke geneline yaymak lazım.insanları bilinçlendirmek lazım.internet ve sosyal paylaşım siteleri faydalı olur diye düşünüyorum. bunu merak eden çok olucaktır en azından ilgi duyan ve verimli toprak düşüncesinde olanlar.umarım yaygınlaşır .ben bir aşçıyım okadar çok yemek artığı çıkıyor ki bunlar toplansa çok faydalı olur bence .ben de çok merak duyuyorum belki bende böyle bir iş yapabilirim .teşekkürler emeğinize sağlık

  11. HUSEYİN AKGUN diyor ki:

    harika bir iş yapıyorsunuz.İyiki varsınız.Bu gibi faydalı uğraşlara ihtiyaç var.bende deneme üretimine başladım sizin sitenizden yararlanıyorum.Çok sağolun

  12. Murat diyor ki:

    Meraba arkadaslar!Ben Turkmenistandan ariyorum. Gubre ureten bu staratel”lerden satin almak istesem yardimci olurmusunuz.Cunku organik gubre uretimi simdilik bizde sifir durumda.Tesekkurler

  13. güven diyor ki:

    ibretlik.Türkiyenin özeti

Yorum Yaz